İnanç ve İktidarın İlişkisi
Yüzyıllardır aynı hatayı tekrarlayan bir toplumuz:
İnancın insanları bir araya getireceğine, kutsalın siyaseti temizleyeceğine ve Tanrı adına hareket eden yönetimlerin daha adil olacağına inanıyoruz.
Ancak tarih her seferinde bu inancımızı çürütmektedir.
Tarihsel Örnekler
Avrupa'da Hristiyanlık vardı; fakat barış sağlanamamıştı.
Ortadoğu'da İslam var; ama huzur bulunmamaktadır.
Bu durumda sorun inancın yokluğu değil, iktidarın kutsanması ve siyasetin merkezde yer almasıdır.
Bu iki alan yer değiştirdiğinde, anlam kaybolur ve şiddet ortaya çıkar.
Tanrı adına yönetilen toplumlarda sorun Tanrı'da değil; Tanrı'yı konuşma yetkisiyle donatan iktidardadır.
Ortak bir dua, ortak bir hukuk oluşturmaz.
Hesap Verebilirlik ve Barış
Ortak bir kutsal, ortak bir adalet üretmez.
Toplumları ayakta tutan unsur iman değil, hesap verebilirliktir.
Barış, ahlaki söylemlerle değil; gücün sınırlandırılmasıyla sağlanır.
Kutsallaştırılmış iktidar, eleştirileri ihanet olarak nitelendirir. İhanetin söz konusu olduğu yerlerde adalet de bulunmaz.
Tanrı adına konuşan iktidar, halkı susturur. Suskunluk, şiddetin en sadık destekçisidir.
Toplum ve Kimlik Siyaseti
Ümmet söylemi adalet üretmiyorsa anlamsızdır.
Millet söylemi eşitlik getirmiyorsa gerçeği yansıtmaz.
Kimlik siyaseti, hukukla sınırlı değilse felakete yol açar.
Kimlikler insanlara anlam kazandırır; ancak kurumlar onları yaşatır.
İnanç, vicdanı besler. Devlet ise vicdanla değil, hukukla yönetilmelidir.
Siyasette belirleyici olan her zaman çıkar ve güç ilişkileridir.
Din, bu mücadelenin dili olabilir; fakat asla nedeni değildir.
İnanç, insanı yüceltirken; iktidarı yücelten her şey insanı ezer.
En kanlı sistemler, en kutsal gerekçelerle kurulmaktadır.
Medyascope, senin desteğinle ayakta kalıyor. Hiçbir patronun ya da siyasi çıkarın etkisi altında değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma kaygısıyla değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi ve herkesin doğru bilgiye erişimi senin katkılarınla mümkün olmaktadır.