Moda sektöründe neler yaşanıyor? Yenilikçi tasarımlar, dikkat çeken koleksiyonlar, en trend akımlar, ünlülerin güzellik ipuçları ve en çok konuşulan partiler hakkında bilgi almak için haftalık e-bültenimize abone olun.
Loafer’ın zamansız maskülen havası ile çizmelerin etkileyici silueti birleşiyor. Moda haftalarında hem sokak stilinde hem de podyumda kendini gösteren loafer-çizme trendi, gardıroplarda kalıcı bir yer edinmeye hazırlanıyor.
Modanın en heyecan verici anları genellikle “ya bu ya da o” demeyen tasarımlarla başlıyor. Spor ayakkabının rahatlığını babetin şıklığıyla birleştiren sneaker, kendi kategorisini oluşturdu. Şimdi sahnede yeni bir hibrit var: Loafer-çizme. İsmi hala tam olarak oturmamış olabilir ancak duruşu oldukça net. Bu ayakkabı, iki farklı tarzı tek bir siluette ustaca bir araya getiriyor.
Hayal edin bir loafer; klasik maskülen çizgileri, parlak yüzeyi ve vamp kısmındaki tanıdık kesimiyle ayağı sarıyor. Ancak bu sefer yarıda kalmıyor. Bilekte bitmek yerine yukarı doğru uzanıyor, baldırı sarıyor, hatta bazı yorumlara göre diz altına kadar çıkabiliyor. Sonuç: Hem şık hem de iddialı bir siluet.
Moda haftalarındaki sokak stilinde loafer-çizmeleri görmek kimseyi şaşırtmıyor. Üç parçalı takımların altına, keskin omuzlu blazer elbiselerle veya erkek tarzı bir pantolonun altında... Kombin ne kadar düzenli olursa, loafer-çizme o kadar uyum sağlıyor. Bu hibrit, stil sahibi kadınların gardırobundaki boşluğu dolduruyor. Çizme kadar dramatik değil, klasik loafer kadar gündelik de değil; ikisinin arasında, kararlı bir konumda duruyor.
Loafer-çizmenin kökeni Gucci markasına dayanıyor. Markanın ikonik horsebit detaylı loafer’ı, yıllardır zamansızlığın sembolü olarak biliniyor. Şimdi bu DNA, bilekten dize uzanan yeni versiyonlarla yeniden yorumlanıyor. Kalın, dişli tabanlı modeller güçlü bir duruş sunarken; daha sade, diz altına kadar uzanan formlar ise şık bir minimalizm öneriyor.
Prada, birkaç sezon önce buruşuk deri efektli loafer-çizmeleri podyuma taşıdı. Diz altının birkaç santim altında biten bu modeller, markanın klasik ofis elbisesi anlayışını altüst eden siluetlerle birlikte tanıtıldı. Mükemmel kesimli bir elbise yerine, kayık yaka tuniklerle bir araya gelen loafer-çizmeler, yapısal formu ve parlak yüzeyiyle görünümü anında yükseltiyor.
Minimalist estetiğin güçlü temsilcilerinden Jil Sander ise daha ince tabanlı ve çorap formuna yakın bir şaft yapısıyla tasarımı yumuşatıyor. Bacağı adeta ikinci bir deri gibi saran bu versiyon, loafer’ın sertliğini daha akışkan bir çizgiyle dengeliyor.
Moda, uzun bir süredir ara formlara yatırım yapıyor. Mevsim geçişleri belirsiz, ofis kuralları esnek, stil kimlikleri daha akışkan hale geldi. Loafer-çizmeler bu gri alanda parlıyor. Çizme kadar kışlık ama loafer kadar şehirli. Maskülen ama feminen dokunuşlara açık. Klasik ama deneysel kombinlere olanak tanıyor. Üstelik bu trend, yeni bir kategori olma potansiyeli taşıyor. Çünkü işlevsel. Toplantılardan akşam davetlerine kadar uzanan günlerde, tek bir ayakkabıyla stilinizi dönüştürebiliyorsunuz.
Tek bir ayakkabıda iki ruh... Ve her ikisi de fazlasıyla kararlı.