İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası’nın ikinci celsesi Silivri’de devam ediyor. Duruşmada tutuksuz sanık Adem Kameroğlu’nun rüşvet iddialarına ilişkin savunması alınırken, İmamoğlu ile Kameroğlu arasında dikkat çeken bir soru-cevap yaşandı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde oluşturulan duruşma salonunda görülen davanın 68’inci duruşma gününde sanıkların savunmaları sürüyor. Davada 53 sanık tutuklu bulunurken, ikinci celsenin başladığı günden bu yana çok sayıda tutuksuz sanığın savunması alındı.
Duruşmada Kameroğlu İnşaat’ın sahibi Adem Kameroğlu, sesli ve görüntülü bağlantı yöntemiyle savunma yaptı.
Kameroğlu, soruşturmanın ilk aşamasında rüşvet iddialarını reddettiğini, daha sonra ise belediye çalışanlarından çekindiği için farklı yönde ifade verdiğini öne sürdü. Ek ifadesinde kendisinden ruhsat işlemlerinin engellenmesi ve inşaatlarının mühürlenmesi tehdidiyle rüşvet istendiğini iddia eden Kameroğlu, bu kapsamda Ekrem İmamoğlu adına bir villa, Necati Özkan adına ise dört daire verdiğini savundu.
Kameroğlu, söz konusu taşınmazları kendi isteğiyle vermediğini, belediyedeki işlemlerinin aksamasından ve yatırımlarının zarar görmesinden endişe ettiğini ileri sürdü.
İmamoğlu adına Pelikan Hill’deki villanın başlangıçta 1,5 milyon lira bedelle ve vadeli şekilde satılması konusunda anlaşma yapıldığını belirten Kameroğlu, daha sonra ödemelerin kendilerine geri verilmesinin istendiğini iddia etti. Villa için yapılan dekorasyon, peyzaj ve havuz harcamalarını da kendisinin karşıladığını söyleyen Kameroğlu, taşınmazı daha sonra İmamoğlu’na bedelsiz verdiğini öne sürdü.
Necati Özkan hakkında ise kendisinden 2 milyon lira istendiğini, bu miktarı nakit olarak veremeyeceğini belirterek daire verme konusunda anlaştığını ve sonuçta dört daire verdiğini iddia etti.
Kameroğlu’nun savunmasının ardından çapraz sorguya geçildi. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Yaşam Vadisi’nde bulunan ve Kameroğlu’na ait yeşil alanın kamuya kazandırılması sürecini hatırlatarak kendisine yöneltilen tehdit iddiasını sordu.
İmamoğlu, Kameroğlu’na kendisini doğrudan tehdit edip etmediğini sorarak, “Ben sizi tehdit ettim mi? Yani daha Türkçe sorayım, ben sizi bir şeyle tehdit ettim mi Adem Bey?” ifadelerini kullandı.
Kameroğlu ise İmamoğlu’nun kendisini doğrudan tehdit ettiğini söylemedi. Kameroğlu, belediyedeki işlerinin sekteye uğramaması ve süreçlerin ağırdan alınmaması için iyi geçinmek zorunda olduklarını düşündüklerini belirtti.
Çapraz sorguda söz alan Necati Özkan da Kameroğlu’nun anlatımının değiştiğini savundu. Özkan, dört dairenin teklif kapsamında verildiğini ve 2 milyon liralık ödemenin elden, spor çantası içerisinde yapıldığını söyledi.
Kameroğlu ise bu iddiayı kesin bir dille reddederek, “Eğer 2 milyon TL sizden elden aldıysam haram zıkkım olsun. Eğer aldıysam dünyanın en şerefsiz insanıyım” ifadelerini kullandı.
Özkan’ın avukatı Erkam Erdem de Kameroğlu’nun soruşturma aşamasındaki ifadeleriyle mahkemedeki anlatımı arasında farklılıklar bulunduğunu savundu. Erdem, Kameroğlu’nun daha önce dört daireyi iskân işlemlerinin tamamlanması amacıyla verdiğini söylediğini, ancak duruşmada önce 2 milyon lira istendiğini, bu para ödenemeyince dairelerin verildiğini anlattığını belirtti.
Kameroğlu ise anlatımının değişmediğini, yalnızca olayları daha ayrıntılı şekilde aktardığını söyledi.
Necati Özkan’ın avukatları Kazım Yiğit Akalın ve Altın Mimir de Kameroğlu’nun soruşturma sürecindeki ifadeleri ile duruşmadaki beyanları arasındaki farklılıklara dikkat çekti.
Akalın, Kameroğlu’nun önceki ifadesinde şirket adına kimseye imza yetkisi vermediğini söylediğini, duruşmada ise şirketin eski genel müdürü Veysel Erçevik’e belirli işlemler için noter aracılığıyla yetki verdiğini kabul ettiğini belirtti.
Dört daireye ilişkin anlatımın da farklılaştığını savunan Akalın, Kameroğlu’nun önce daireleri iskân almak için verdiğini söylediğini, son savunmasında ise önce 2 milyon lira istendiğini, ardından üç daire teklif ettiğini ve talep üzerine dört daire verdiğini anlattığını aktardı.
Avukat Altın Mimir ise 2 milyon liralık para hareketine ilişkin Kameroğlu’nun farklı aşamalarda farklı anlatımlarda bulunduğunu ileri sürdü.
Kameroğlu’nun çapraz sorgusunda bu kez Tuncay Yılmaz’ın avukatı Ali Kemal Yıldız söz aldı. Yıldız, Kameroğlu’na neden kendisini böyle bir sürecin içerisinde hareket etmek zorunda hissettiğini sordu.
Kameroğlu, geçmişte inşaatının Büyükşehir Belediyesi tarafından durdurulduğunu belirterek, “Büyükşehir Belediyesi geldi, inşaatımı 45 gün durdurdu bir hamlede. Devam eden bir inşaatı. Ben nasıl korkmayayım?” dedi.
İnşaatın ne zaman durdurulduğunun sorulması üzerine Kameroğlu, tarihin Haziran 2017 olduğunu söyledi.
Yıldız’ın belediyenin o dönemde hangi parti tarafından yönetildiğini sorması üzerine Kameroğlu, “AK Parti” yanıtını verdi.
Duruşmada daha sonra Ekrem İmamoğlu’nun eski Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu savunma yaptı.
Kasapoğlu, soruşturma kapsamında gündeme gelen ve İmamoğlu’nun eski telefonu olduğu belirtilen cihazla ilgili suçlamaları reddetti. Söz konusu telefon hattının İmamoğlu’nun ilçe başkanlığı döneminden beri kullanılan, yoğun çağrı alan ve nöbetçi personel tarafından da kullanılan sıradan bir iletişim hattı olduğunu belirtti.
Hattın 2025’in başlarında tamamen kullanım dışı bırakıldığını anlatan Kasapoğlu, telefonun soruşturmayla ilişkilendirildiğini tutuklanmasından kısa süre önce öğrendiğini söyledi.
Telefonun yaklaşık 1,5 yıl incelendiğini ancak suç unsuru oluşturabilecek herhangi bir bulguya rastlanmadığını savunan Kasapoğlu, 4 bin sayfalık iddianamede söz konusu telefona ve dijital inceleme raporuna ilişkin bilgi bulunmadığını öne sürdü.
Kasapoğlu, hakkında yöneltilen rüşvete yardım suçlamasını da kabul etmedi. Soruşturma kapsamında tutuklu kaldığı sürenin ailesi üzerindeki etkisini anlatan Kasapoğlu, özellikle 13 yaşındaki oğlunun yaşadığı süreçten söz etti.
Tutukluluk döneminin oğluyla ilişkisinde ciddi izler bıraktığını belirten Kasapoğlu, yaklaşık 11 ay boyunca çocuğundan ayrı kaldığını ifade etti.
Kasapoğlu savunmasını, “Acaba Özel Kalem Müdürü olarak sadece layıkıyla işimi yaptığım için mi 11 ay evladımdan ayrı kaldım?” sözleriyle sürdürdü ve “Haklılığım 4 bin sayfa kadar, iddianameniz kadar eder” ifadeleriyle tamamladı.
Duruşmada İBB Genel Sekreter Yardımcısı Erdal Celal Aksoy da savunma yaptı. Daha önce uzun süre tutuklu kalan ve bu süreçte sağlık sorunu yaşadığını belirten Aksoy, hakkındaki suçlamaların olay tarihleriyle uyuşmadığını savundu.
Aksoy, suç tarihi olarak Mart 2023’ün gösterildiğini ancak o dönemde Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hatay’da İBB Afet Koordinasyon çalışmalarında görev yaptığını söyledi.
Hakkında, konutlarla ilgili indirim sağlamak amacıyla bir şirketin baskı altına alındığı yönündeki iddiayı da reddeden Aksoy, böyle bir olayın yaşanmadığını belirtti.
Eski İPA çalışanı Şehide Zehra Keleş de savunmasında, çalışmadığı bir İBB sistemiyle bağlantılı olarak suçlandığını öne sürdü. Keleş, CHP İl Başkanlığı’na giderek seçim verilerinin çalınması iddiasına ilişkin de suçlamaları kabul etmedi.
Duruşmada Çiftay A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Erdoğan Göğen de savunma yaptı.
Göğen, biyolojik atık tesisi projesi kapsamında gündeme gelen rüşvet iddialarından haberdar olmadığını ve şirket kayıtlarında 1 milyon 200 bin dolarlık rüşvet ödemesine ilişkin herhangi bir hareket bulunmadığını savundu.
Projenin devralınması ve işletilmesi sürecinde Aykut Erdoğdu’dan destek istediklerini anlatan Göğen, İSTAÇ Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay’ın şirketin faaliyetlerine yönelik tutumunun daha sonra değiştiğini ileri sürdü.
Göğen, tesisin faaliyetlerinin durdurulup durdurulmadığı sorusuna ise durdurulduğu yanıtını verdi.
Aynı dosya kapsamında savunma yapan iş insanı Gülant Candaş ise şirket kayıtlarında yaklaşık 1 milyon 200 bin dolarlık bir para çıkışı bulunduğunu kabul etti.
Candaş, söz konusu paranın şirket çalışanı Cihan Duman tarafından bankadan çekilerek dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Aydın’a teslim edildiğini söyledi. Ancak bu ödemenin Aykut Erdoğdu ile bağlantısının bulunmadığını savundu.
Paranın şirket kayıtlarında borç olarak işlendiğini belirten Candaş, söz konusu para hareketinin hangi amaçla gerçekleştirildiğine ilişkin doğrudan bilgi sahibi olmadığını ifade etti.
Günün ilk savunmasını ise rüşvet verme iddiasıyla tutuksuz yargılanan iş insanı Yusuf Kaya yaptı.
Kaya, savcılık ve kolluk aşamasındaki ifadelerini kabul ettiğini belirterek üzerine atılı rüşvet suçunu işlemediğini söyledi. Rüşvet vermediğini ve aracılık etmediğini ifade eden Kaya, Almanya’da eğitim gören ve ameliyat geçiren kızının yanına gidebilmek için hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.
Duruşmada sanıkların savunmaları ve çapraz sorguları devam ediyor.