Mobil
Genel

Amerika'nın Operasyon Yeteneği Çin'de Şok Etkisi Yaratıyor

8 Mart 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
Fakat ABD ve İsrail'in İran'a karşı gerçekleştirdiği "Operation Epic Fury" isimli hava operasyonu, Pekin'de sıradışı bir belirsizlik ortamı oluşturdu.

Çin Yönetiminde Panik Olmaz

Pekin'deki Zhongnanhai koridorlarında panik durumu nadir bir olaydır. Çin Komünist Partisi’nin liderliği, yıllardır krizlerle başa çıkmak için uzun vadeli stratejiler geliştirmiştir.

Sabırlı bir devlet anlayışı, belirsiz dış politika dili ve dışsal şoklara karşı dayanıklı bir ekonomik model, Çin yönetimine önemli bir direnç kazandırdı. Ancak ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı "Operation Epic Fury" adlı hava saldırısı, Pekin’de alışılmadık bir durum yaratarak kararsızlık ve sessizlik ortamı oluşturdu.

İran'daki Gelişmelerin Etkisi

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, doğrudan bir askeri tehdit ile karşılaşmasa da, İran'daki gelişmeler Pekin'in Ortadoğu stratejisinin temel dayanaklarını sarsmış durumda. Amerikan ve Çin medyasındaki analizlere göre, bu operasyon sadece İran'ın askeri altyapısını hedef almakla kalmadı, aynı zamanda Çin'in son on yıldaki Ortadoğu'daki jeopolitik dengesini de zayıflattı.

2021 yılında yapılan Çin Komünist Partisi Politbüro toplantısında Xi Jinping'in konuşması, Çin dış politikasının temelini oluşturan bir tezi ortaya koydu: "Doğu yükseliyor, Batı geriliyor." Bu ifade yalnızca ideolojik bir söylem değil, aynı zamanda Çin'in ABD karşısında yeni bir güç dengesi oluşturma çabasının merkezindeydi. İran, bu planın önemli bir parçasını oluşturuyordu.

Çin ile İran arasında 2021’de imzalanan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması, enerji, altyapı, savunma ve teknoloji alanlarında yüz milyarlarca dolarlık işbirliği öngörüyor.

Brookings Institution ve Council on Foreign Relations gibi düşünce kuruluşlarının raporları, Pekin'in İran'ı stratejik bir ortak olarak görmesinin üç önemli nedenini sıralıyor: ABD'yi Ortadoğu'da meşgul etmesi, yaptırımlara rağmen enerji tedarikinde sürdürülebilir olması ve Amerikan gücünün sınırsız olmadığına dair bir örnek teşkil etmesi. Ancak "Epic Fury" operasyonu, bu denklemi aniden değiştirdi.

Çin-İran ilişkisi ideolojik bir bağdan ziyade pragmatik bir ortaklık olarak şekillenmiştir. Bununla birlikte, bu ortaklığın sembolik bir temeli bulunmaktadır: İran yönetiminin hayatta kalması ve rejiminin istikrarını koruması.

İran'ın Dayanıklılığı ve Çin'in Propaganda Söylemi

Kırk yılı aşkın bir süredir yaptırımlara, tehditlere ve uluslararası baskılara rağmen İran sisteminin varlığını sürdürmesi, Çin'in küresel propaganda söyleminde önemli bir örnek olarak sunulmaktadır. Çin medyasında uzun yıllar boyunca şu mesaj verildi: "ABD baskı uygular fakat rejimleri deviremez." Ancak "Epic Fury" operasyonu, bu anlatıyı ciddi şekilde sorgulatmaya başladı.

Wall Street Journal'ın analizine göre, operasyon süresince İran’ın komuta kontrol yapısı hızla çökerken, üst düzey askeri liderlik de hedef alındı. Caixin Global'deki Çinli analistler, operasyonun "şok edici hız ve koordinasyonla" gerçekleştirildiğini belirtti. Bir güvenlik uzmanı, "Pekin'deki birçok kişi, ABD'nin böyle bir operasyonu artık gerçekleştiremeyeceğini düşünüyordu" ifadesini kullandı.

Çin devlet medyası, operasyon görüntülerini sınırlı bir şekilde yayınlayarak sosyal medyada yoğun sansür uyguladı.

Ancak Çin'deki askeri stratejistlerin ve dış politika bürokrasisinin asıl sorguladığı konu farklıydı: ABD gerçekten zayıflıyor mu? Global Times gazetesi, operasyon sonrası yayımladığı analizde Washington'un Ortadoğu'daki askeri gücünün hala küçümsenmemesi gerektiğini vurguladı.

Bu yorum, Pekin'deki stratejik tartışmaların yönünü de göstermektedir. Zira Xi Jinping, son yıllarda kamuoyuna ABD'nin büyük ölçekli güç projeksiyonu yapma kapasitesinin azaldığını öne sürüyordu. Ancak Tahran üzerindeki bu kısa süreli ama yoğun askeri operasyon, bu anlatım ile çelişen bir görüntü ortaya çıkardı.

Enerji Alanındaki Etkiler

Operasyonun Çin açısından en kritik yansıması enerji alanında kendini gösterdi. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumundadır. 2024 verilerine göre, Çin İran'dan günlük yaklaşık 1,38 milyon varil petrol alırken, İran'ın petrol ihracatının yüzde 80'den fazlası Çin'e gitmektedir.

Kayrros'un raporuna göre, Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yarısı Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. İran'ın zayıflaması, Körfez'deki güç dengesini değiştirebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD ile enerji ve güvenlik işbirliği giderek güçlenirken, Çin'in Ortadoğu'daki en önemli avantajlarından biri olan "siyasi tarafsızlık" modeli zayıflıyor.

Çin, yıllardır Körfez ülkelerine basit bir teklif sunuyordu: petrol alırız ve iç politikanıza karışmayız. Ancak ABD’nin güvenlik garantisinin yeniden güç kazanması, bu teklifin cazibesini azaltabilir.

Pekin'in karşılaştığı en büyük zorluk, stratejik olduğu kadar iletişimsel bir meseledir. Çin yönetiminin önünde üç seçenek mevcuttu: operasyonu desteklemek, sert bir şekilde kınamak veya sessiz kalmak.

Operasyonu desteklemek, Çin’in “Küresel Güney’in lideri” olma iddiasına zarar verebilirken, sert bir şekilde kınamak, Pekin’i zayıflayan İran yönetiminin yanında konumlandırabilir ve Washington ile doğrudan bir diplomatik gerilim yaratabilirdi. Bu nedenle Pekin, üçüncü yolu tercih etti.

Çin'in Tepkisi ve Olası Riskler

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, Birleşmiş Milletler üzerinden yaptığı açıklamada operasyonu "egemenliğin ağır ihlali" olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, Çin’in tepkisi diplomatik açıklamaların ötesine geçmedi.

İran'ın muhtemel misilleme planları da Pekin için bir risk teşkil ediyor. İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi, teorik olarak Batı’ya baskı aracı olarak düşünülse de, pratikte en büyük ekonomik zararı Çin'e verebilir.

ABD'nin kaya petrolü üretimi ve stratejik petrol rezervleri, krize karşı daha dayanıklı bir durumda. Çin ise enerji ithalatına büyük ölçüde bağımlıdır. Kızıldeniz’de Husilerin yeniden başlattığı saldırılar, Irak’taki enerji sahalarına yönelik güvenlik riskleri ve Körfez limanlarına yönelik füze tehditleri, Çin’in bölgede milyarlarca dolarlık yatırımlarını doğrudan etkileyebilir.

Epic Fury operasyonundan sonraki en dikkat çekici gelişme, Pekin'den gelen hareketsizlikti. Çin yönetimi acil zirve çağrısı yapmadı, askeri hareketlilik göstermedi ve kapsamlı bir diplomatik girişim başlatmadı.

Foreign Affairs dergisi, bu durumu Pekin’in stratejik bir şok yaşadığının göstergesi olarak değerlendirdi. Dergide yer alan analizde, Çin’in Ortadoğu’daki etkisinin büyük ölçüde ABD’nin bölgede sert bir askeri müdahale gerçekleştirmeyeceği varsayımına dayandığı belirtildi.

Operasyonun hedefi, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olabilir. Ancak ortaya çıkan sonuçlardan biri şimdiden net bir şekilde görülüyor: Çin’in son on yılda Ortadoğu'da kurmaya çalıştığı stratejik denge, ciddi bir sınavla karşı karşıya kalmış durumda.

Pekin'deki karar vericiler artık şu soruyla yüzleşmek zorundalar: ABD gerçekten geriliyor mu, yoksa Çin son yıllarda kendi anlatısına fazla mı güvenmişti? İran’ı hedef alan askeri operasyon, beklenmedik bir şekilde Pekin’in küresel stratejisindeki kırılgan noktaları da açığa çıkarmış olabilir.